Grup şirketlerimizden Nobel Rus’ta şimdilerde iyi bir ihracat müşterimiz olan Moskova merkezli bir ayakkabı zincirinin satın alma direktörü portföyümüzde ayakkabı ve çanta üreticilerinin de olduğunu duyunca beynimde şimşek çaktıran o soruyu yöneltmişti; “Türk ayakkabısı mı yoksa Konya’mı?”
Şayet konjonktürel olarak özellikle komşu ülkelerle sınırımız olan bir ba...
Grup şirketlerimizden Nobel Rus’ta şimdilerde iyi bir ihracat müşterimiz olan Moskova merkezli bir ayakkabı zincirinin satın alma direktörü portföyümüzde ayakkabı ve çanta üreticilerinin de olduğunu duyunca beynimde şimşek çaktıran o soruyu yöneltmişti; “Türk ayakkabısı mı yoksa Konya’mı?”
Şayet konjonktürel olarak özellikle komşu ülkelerle sınırımız olan bir başka şehrimizden bu şekilde bahsediyor olsaydı ağzının payını oracıkta alırdı. Ama soruda kullandığı cümle, Türkiye’deki genel ayakkabı üretimi içinde Konya’yı neredeyse diğer ayakkabı üretimi yapılan merkezlerimizin toplamına eşit ve hatta belki de daha üstte tuttuğunu anlatmak için kurulmuştu.
İşte tam o anda aklıma ilk gelen şey üretimdeki bu güç ve başarısına mukabil Konya’da bir ayakkabı fuarı organize etmek oldu. Rusya’dan Türkiye’ye döner dönmez hemen Konya Ayakkabı Sanayicileri Derneği Başkanı Kemal Özarpa ve Konya Ayakkabıcılar Odası Başkanı Muhammet Acar ile bir araya geldim. Onların da Konya’da bir ayakkabı fuarı yapma fikri epeydir gündemlerinde varmış. Karşılıklı olarak birbirimize inandık, güvendik, el sıkıştık ve birlikte yola koyulduk.
İlk olarak ekip arkadaşlarımdan hemen bir pazarlama strateji planı istedim. Kısa sürede bir taslak çalışma oluşturdular. Konya’nın ayakkabı üretimindeki gücü ve kalitesine uygun bir slogan belirlenmişti; “Türkiye’de Ayakkabının Zirvesi Konya!”
İddialı olmak her zaman iyidir. Keza ortaya konan iddia motivasyonun ana besin kaynağıdır. Ama iddialı olmak ve kibir arasındaki o ince çizgi ilk kez yapılacak pek çok işte yanlış anlaşılmaya çok da müsaittir. İşte bu yüzden pazarlama direktöründen gelen sloganı çok beğensem de “Şimdi değil” dedim; “Yakında. Çok yakında..”
MasterShoes ilk kez kapılarını açtığında bize destek veren çevrelerin bile inanamadığı başarılı bir fuar yaşandı. Bakın bu bir iddia değil, gerçeğin ta kendisi. Şayet öyle olmasa, MasterShoes henüz 2. yılında yüzde yüzü geçen bir büyüme ile açılıyor olmazdı! Buradan hareketle sonraki yıl için bir öngörüm var. Bunun ne olduğunu az sonra, devam eden satırlarda okuyacaksanız ama önce sadece ayakkabı değil, Türkiye’de fuarcılık sektörüne ilişkin de ayrı bir parantez açmak istiyorum.
20 yıllık gazetecilik mesleğinden sonra bu sektöre adım attığımda ilk söylediğim şey medyadan da beteri varmış demek oldu. Çünkü ülkemizde fuarcılık bir alan kiralayıp onu satmaya eş bir organizasyon türü neredeyse. Basmakalıp pazarlama yöntemleri ve ziyaretçi çalışmalarındaki kısırlık ülkemizdeki fuarların ticarete dönüşmesinin önündeki en büyük engel maalesef.
Bu geleneği son dönemde kendi fuar şirketlerini kurarak fuarcılığa merak salıp, asli kuruluş nedenlerini unutan dernek ve federasyonlar devraldı. Eskiden kötü de olsa fuar şirketlerinin bir pazarlama departmanı vardı. Bu derneklerin kurduğu fuar şirketlerinin bir tane bile fuarcılık sektör bilgi ve tecrübesi olan çalışanı bulunmadığı gibi pazarlama ve özellikle tanıtım faaliyetleri bu arkadaşlar için hiçbir anlam ifade etmiyor. Ne de olsa fuar katılımcıları üyeleri. Satış sözleşmesi yapmak onlar için çok kolay. Ama ne hikmetse sadece sözleşme imzalatmaya dayanan bu işi bile cirodan pay ödeyerek dışarıdan hizmet alımıyla gerçekleştiriyorlar. Diğer taraftan sanki sektörleri için kuruluşmuş bir dernek değil de, fuar şirketi gibi hareket ediyorlar.
Başkanlık seçim dönemlerinde oy uğruna dernek kasalarındaki paraları fuar alanı kirası olarak savurup, çok değil, sadece bir yıl sonra “Alan kiraları yükseldi, artık İstanbul’da fuar yapmamız imkansız” diyerek ‘çalıştay’ düzenliyorlar. “Fuarı Antalya’ya mı taşısak, İzmir’e mi?” sorusu ana gündem maddeleri olabiliyor. Aralarında “Yunanistan’da yapalım” diyenler bile var. Şaka sanmayın! Vallahi de billahi de gerçek!
Oysa, özellikle ihracat böyle beceriksizlikleri kaldırmaz. Bu ciddiyetsizlik tüm sektörlere büyük kayıplar verdirtir. Ve tabi olan yine özellikle içinden geçtiğimiz bu çok sancılı dönemde güçlükle ayakta kalmaya çalışan sektör temsilcilerine olur.
Bunun farkında olarak şirketimize yüklediğimiz misyon sonucu bu yıl fuarımızın metrekare ücretini stant, raf, fuar için gerekli olan her şey dahil 2.750 lira olarak belirledik. Pek çokları için bu para başka fuarlarda burakın katılım ücretini sadece stant maliyetlerinin bile altında kalıyor. Hatta merdiven altı gibi otel koridorlarında yapılan sözde
fuarların yarı ücreti bile değil.
Bedava denilebilecek bir fiyatla MasterShoes’u katılımcının hizmetine sunarken diğer yandan hiçbir fuarcılık hizmetini de ufacık olsun eksik bırakmıyoruz. Hele ki yurt dışı yabancı alım heyeti çalışmalarını eşi nadir görülen bir düzeyde, özenle gerçekleştiriyoruz.
Bu yıl belirlediğimiz metrekare ücretinin bu ziyaretçileri ağırlama masrafını karşılamaya bile yetmeyecek olmasına rağmen 36 ayrı ülkeden tam 322 profesyonel alıcı, MasterShoes için Konya’da olacak. Üstelik uçak, otel, transfer gibi masrafları yine tarafımızdan karşılanacak.
Hal böyle olunca zaman zaman kendime sormuyor da değilim; “Sektör dernekleri fuar şirketi olurken, acaba biz fuar şirketi değil de sektör derneği gibi mi davranıyoruz? :)
Ne yalan söyleyeyim; benim için bir mahsuru yok. Hem durumun böyle algılanması şirketim adına gurur verici. Bu sebeple gelecek yıl da MasterShoes’u aynı şekilde, alan, stant, tüm fuar hizmetleri dahil olmak üzere katılımcılara zarar etme pahasına aynı ücret politikasıyla açacağız.
Hodri meydan sesi oradan duyuluyor mu? :)
Ne de olsa ne Nobel Expo bir sektör derneği, ne de ben o derneğin başkanıyım!
Öyle değil mi?
ERHAN ÇELİK
NOBEL ŞİRKETLER GRUBU Yönetim Kurulu Başkanı